Kategori arşivi: Tarih

Yılmaz Murat Bilican: İzmir 9 Eylül’de kurtuldu, 13 Eylül’de yandı, yaraları hâla acıyor…

13 Eylül 1922’de İzmir yanmaya başlar.

Yangın, şehrin birden çok yerinde aynı anda başlar ve büyük bir hızla yayılır.

Dönemin İstanbul’dan sonra, en modern, en gelişmiş, en gözde şehri, güzel İzmir 5 gün boyunca cayır cayır yanar. Falih Rıfkı’nın deyimiyle “Gavur İzmir karanlıkta alev alev, gündüz tüte tüte yanıp biter.”

Yangın gerçekten de bitirir İzmir’i.… Devam >>

Hamit Erdem: İzmir Yangını (13 Eylül 1922)

“Ermeni mahallesinde çıkan yangın, güneyden esen rüzgârın etkisiyle kısa zamanda rüzgârın alevleri ittiği yönde yayıldı. Arka arkaya büyük patlama gürültüleri duyuldu. Göğe doğru kapkara bir bulut uzandı, büyüdü, yavaş yavaş bütün gökyüzünü kapladı. Artık bütün şehri yangın dumanının kokusu sarmış, alevlerin sıcaklığı her yerde duyulmaya başlamıştı. Kara bulut kıpkızıl olmuş, yere kıvılcımlar, korlaşmış cisimler yağıyordu.… Devam >>

Stergios Theodoridis: Hafıza ve Erk

Küçükken, 60’ların sonlarında, dedem Andonis’ten ilk defa “Vatana dönmek üzere” deyimini duydum, komşusu Haritos’la rakı içerken; neyi ima ettiklerini tam olarak anlayamıyordum.  Kaldı ki rakı içilirken söylenen alışılagelmiş bir dilek değildi. “Vatan”dan kastın… üzerine bastıkları toprak değil de, başka bir şey… uzakta… sadece kendilerinin vatanı olmayan, içinde başka insanların da yaşadığı ortak vatan olduğunu anlamam zaman aldı.… Devam >>

Sait Çetinoğlu: Topal Osman ve Rum Bandosu (Giresun Rum Flarmoni Orkestrası) Kars, Koçgiri ve Sakarya Seferinde!

Bilindiği gibi, Feridunzade Topal Osman, tehcir işinden yani Ermeni Soykırımın Faillerinden biri olarak aranırken birden bire İstanbul’dan affedildiği gibi, her ne hikmetse o sıra İstanbul’da bulunan Giresun belediye başkanı da sağlık nedenleri dolayısıyla istifa ettiğinde, Topal Osman bir anda kendini belediye başkanlığı koltuğunda bulacaktır.

“Arandığı” dönemi geride bırakan Osman Ağa, Nerede kalmıştık!… Devam >>

Ayşe Hür: Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman

Falih Rıfkı Atay Çankaya kitabında “Savaş bitip de İngilizler ve müttefikleri, İttihatçı ve hele Ermeni öldürüşçülüğünün hesaplarını sormak yoluna gidince, ne kadar gocunan varsa silahlanıp bir çeteye katılmıştır” der. Hakikaten de, Milli Mücadele’nin önemli isimlerinden Yenibahçeli Şükrü Bey, Deli Halit Paşa, Küçük Kazım, Hilmi, Nail Beyler, veya daha sonra Cumhuriyet hükümetlerinde bakanlık yapan Şükrü Kaya, Abdülhalik Renda, Pirinççizade Arif Fevzi, Ali Cenani Bey, Tevfik Şükrü Aras gibi yüksek sınıftan beylerin de Ermeni Tehciri’nde rolleri vardır.… Devam >>

Alin Ozinian: Teşkilat-ı Mahsusa’dan günümüze: Katillerimiz kahramanlarımızdır

İktidar partisinden Nurettin Canikli ile başladı her şey.

İmamoğlu’nu eleştirmek için anma gereği duydu katil Topal Osman’ı; o bölgede yaşayanların Türk kökenli olmadığını söylemekle yetinmedi, bölgeyi “gâvurlardan” temizleyen çeteci, işkenceci Topal Osman’ı da andı “bölgeyi Pontuslaştırmak isteyenlere karşı verdiği mücadelenin bir benzerini şimdi biz veriyoruz” dedi.

İmamoğlu çıkıp, “Övündüğünüz bir katil, sırasıyla, Rumları, Ermenileri, Kürtleri katleden bir cani, Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey’i öldürebilecek kadar kontrol edilemeyen bir ölüm makinası.… Devam >>

Baskın Oran: 1964 Sürgünleri: Kıbrıs Meselesi mi, «Prensip» Meselesi mi?

1964 Sürgünleri konusuna, önce kısa bir teknik bilgi vererek başlamakta yarar var:

16 Mart 1964 tarihinde Türkiye, 30 Ekim 1930’da Yunanistan’la yaptığı “İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesi”ni[1] tek taraflı olarak feshetti. Bu fesih kararının uygulanmasına anlaşmanın hükümlerine göre altı ay sonra başlanması gerektiği halde[2], T.C. hükümeti iki ayrı maddeye dayanarak uygulamayı hemen devreye soktu.… Devam >>