Diyarbakır Vilayeti Katliamları ve Kürtlerin Vahşeti – Görgü Tanıklarının Verdiǧi Bilgiler

Diyarbakır’ın Fransız Konsolosluğunda çevirmen ve Konsolos Yardımcısı olan Hacı Harutyun Kasapyan´ın küçük oğlu Levon Kasapyan’dan bu bilgileri aldım. Ayrıca “Kazaz” Ohannes Doncuyan’ın oğlu Tovmas’ın günlüklerinden yararlandım. Sonuncusu Tovmas Doncıyan, 18 Temmuz 1915’e kadar Diyarbakır’daydı, tehcire tabi tutulduktan sonra, mucize eseri bugün yaşamakta olduğu Halep şehrine varır.

Gelelim Levon Kasapyan´a büyük bir beceriyle delikten deliğe saklanarak, 7 Aralık 1917’ye kadar Diyarbakır’da kalır.… Devam >>

Arsen Avagyan: Deyr-i Zor Mutasarrıfı Salih Zeki ve Ermeni Soykırımı

Salih Zeki’nin zorbaca uygulamaları ilk kez Alaşehir’deki Rum nüfusunun zorla sürgününü ve göç ettirilmesini örgütleme sürecinde ortaya çıktı. Henüz resmen bu adı taşımasa da Balkan Savaşları sırasında kesin olarak biçimlenmiş Teşkilât-ı Mahsusa’nın 1913-1914 yıllarında Ege Denizi kıyı bölgelerindeki Rumları zorla tehcir ve sürgün etmesindeSalih Zeki’nin aktif rol oynadığı bellidir[1].

Anlaşıldığı kadarıyla 1910’lardan – itibaren Salih Zeki Ermeni siyasî partilerinin mensupları ile bazı temaslar kurmuş, çünkü Hınçak ve Taşnaksutyun gibi Ermeni partilerin önde gelen şahsiyetlerini ve Osmanlı Meclis-i Mebusanı’ndaki Ermeni mebusları tanıdığını ve hatta onlar ile uzun uzun konuşmalar yapmış olduğunu Salih Zeki kendisi dile getiriyormuş.… Devam >>

Ragıp Zarakolu: İttihatçı Bolşevik Salih Zeki

1917 Devrimi fırtınası çokları gibi Salih Zeki’yi de sarmalına aldı. Ama Deir ez Zor sabıkası hep peşinden geldi.

Solun tarihi ve soykırım tarihi araştırmalarında ortak çalışmaların önemi çok büyük. Bu ortak çalışmanın en başarılı örneklerinden biri Taner Akçam ve Vahakn N. Dadrian’ın “İttihat ve Terakki’nin Yargılanması/Divanı Harbi Örfi Zabıtları” çalışmasıdır. (Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2008)

Ve 90’lı yılların başlarında Dadrian ve Akçam’ın tarihçi olarak birlikte çalışmaya başlamaları, aynı zamanda gerçek “Ermeni/Türk” diyaloğunun başlamasını sağlamıştır.… Devam >>

Talat Ulusoy: Bir Çuvaldız: ONBEŞLER ve “KURTULUŞ”UN GÖLGESİ

Mustafa Suphi ve yoldaşlarının 28-29 Ocak 1920 gecesi Karadeniz’de boğularak öldürülmelerinin üzerinden yüz yıl geçti. Bu vahşet fiilinin faili ayan-beyan idi, lâkin “kuruculuk” süreci de dahil, her “devletli” vahşeti bugüne kadar hep ” faili meçhul” sayfasına yazıldı.

Oysa “Onbeşler”in faili meçhul falan değil!

M. Suphi ve yoldaşları daha Trabzon yollarında iken Büyük Millet Meclisi’nde yapılan gizli görüşmeler var (Bkz.… Devam >>

Antonio Gramsci: Ermeni Soykırımı Hakkında

Hep aynı hikâye. Bir olayın bizi ilgilendirmesi, bizi etkilemesi için özel hayatımızın bir parçası olması, kökeninin bizden uzak olmaması, tanıdığımız insanların, insani alanımızın çevresine ait insanların söz konusu olması gerekiyor.

Goriot Baba’da Balzac Rastignac’a şu soruyu sordurur: “Her portakal yediğinde bir Çinli ölecek olsaydı, portakal yemekten vazgeçer miydin?”. Rastignac da şuna yakın bir cevap verir: “Portakallar yakınımda, onları iyi tanıyorum; oysa Çinliler o kadar uzaktaki gerçekten var olup olmadıklarını dahi bilmiyorum.”… Devam >>

Foti Benlisoy: Talat Paşa’yı Anlamak mı?

Solun milliyetçi-ulusalcı bir dili benimsemesi Gelecek dergisinde defalarca eleştirildi ve siyasete soldan bir müdahalenin gelişmesini engelleyecek bir siyaset algısı olarak tekrar tekrar yerildi. Bu eleştirilere göre, ulusalcı bir dilin benimsenmesi, kapitalist küreselleşme karşısında bir geriye çekilişi, “dış güçler-ulus devlet” karşıtlığına mahkum olmayı ifade ediyordu. Bu eleştiriler polemik hevesinden kaynaklanmıyordu. Kaygı duyulan, sosyalist solun milliyetçi dil ve sembolleri benimsemesinin onu hakim ideolojinin etkisi altına alacağı idi.… Devam >>

Masis Kürkçügil: Hayatın Kıyısından Tarihe Sıçrayanların Hikâyesi

Meline Manuşyan’ın büyük bir sadelik, coşku, aşk ve sadakatle donanmış, Misak Manuşyan’ın hayatı hakkında temel kaynak olan “Manuşyan” kitabı türkçede yayımlanırken, herhangi bir yıldönümü, anma, tartışma yokken Fransa’da iki kitap bir çizgi roman daha yayımlandı. Bunlara ilaveten Robert Guédigian’ın “L’Armée de Crime” (Caniler Ordusu) filmi Eylül 2009’da gösterime girdi.
Uzun süre Manuşyan’ın kurşuna dizilmeden önce Meline’ye gönderdiği mektuptan esinlenmiş Aragon’un şiiri ve Leo Ferre’nin sesiyle belleklerde yer etmiş olan efsane, biraz daha ete kemiğe bürünüyor.… Devam >>