VAN VİLAYETİ

HAYATTA KALAN DİLBAR IVIIKIRTİÇYAN’IN, VAN SANCAĞININ BERK- Rİ KAZASINDAKİ GORDSOT KÖYÜ KATLİAMIYLA İLGİLİ TANIKLIĞI

[1916], Bakü

Van vilayetinin Berkri sancağındaki Kordsot köyünden Dilbar Mıkır- tiçyan, 40 yaşında, günümüzde Ermeni köyü (Bakü yakınlarında), 15 Nagornaya No 12’de oturuyorum. Göçmen Komitesi’nden yardım alı­yorum.

Ben, savaşa kadar köyümüz Kordsot’ta yaşıyordum. Ailemiz 5 fert­ten müteşekkildi. Kocam, iki oğlum, bir torunum ve ben. Şimdi tek başı­ma kaldım; kocam ve oğullarım öldürüldü, torunum Vazrik öldü.

Kardeşim, köyümüzün resiydi, bu yüzden de köyümüzde olanlardan haberim vardı.

Savaş başladığında bizden asker ve amele götürmeye başladılar. Kürtler bize kötülük yapmaya başladı. Gözümüzün önünde mallarımızı, koyunlarımızı toplayıp köylerine götürüyorlardı. Durum gitgide kötüleşiyordu ve köylülerimiz, Kürtlerden kurtulmak için dağlara çekilmeye karar verdi. Biz, tüm köylüler, dağlara çekilirken yanımıza ekmek al­mak için hazırlıklara başlamıştık. Kaymakam bunları duyup, kardeşim resi yanma, Berkri Kale’ye çağırdı (Paskalya’dan 8 gün sonraydı). Sert bir şekilde, kimsenin dağlara kaçmaya cüret etmemesi, tüm köylülerin ekmeye-biçmeye devam etmesini tembih etmiş ve dinlemeyenlerin 5’er altın cezaya çarptırılacağını söylemiş. Kardeşim, “Kürtlerden korkuyo­ruz, köyde kalamayız”, diye cevaplamış. Kaymakam, Ermenilere hiçbir şey olmayacağına dair Muhammed’in adına yemin etmiş. Kardeşim ona inanır ve köye dönerek, gızir vasıtasıyla, halkın korkmamasını ve ekme­ye-biçmeye devam etmesini bildirir. Bu olaydan 6 gün sonra, kaymakam şahsen köyümüze geldi ve kardeşime, firarileri bulmak istediğinden do­layı tüm erkekleri toplamasını tembihledi ve üç gün sonra tekrar köye gelip hepsini götüreceğini, askerlere ateş açmamalarını, yoksa tüm köyü katledeceğini söyledi. Önceden gerektiğinde girmek için, ahırlarımızın altında lakhumlar (26) [yer altı tünelleri] hazırlamıştık. Kaymakamın gele­ceği üçüncü günü, tüm gençler, 800 kadar can, bu lakhumlara girdi. Kay­makam, köylülerin saklanmış olduğunu duyup, Ter Huskan Manastırı’nm başrahibi Ter Manuel’i (27) beraberinde getirdi, kendisi de 500 süvari asker ve Kürt’le geldi. Bu birliğin bir kısmı köye girdi ve kilisede mevzilendi, diğerleri de köyü kuşattı. Ter Manuel ve res görüşüp, saklanmanın müm­kün olmadığına, herkesin gizlendikleri yerlerden çıkarak, kendilerinin fakir işçiler olduklarını göstermek için bellerine birer post bağlamalarına (tüm ırgatlar bellerine post bağlıyordu), gidip süvarilere hizmet etmeleri­ne, köylülerin bir kısmının da herkesi doyurmak için hazırlık yapmasına karar verir. Yemeği yiyip doyduklarında, köylüleri çağırıp, kendilerine 600 lira ve 150 mosin tüfeği vermelerini talep ettiler. Kardeşim res, köyü dolaştı ve yaklaşık 900 lira getirip kaymakama verdi. Parayı aldıktan son­ra, tekrar 100 lira talep ettiler. Res söz vermekte zorlandığında, onu tutup sırtına ve başına vurmaya başladılar, ardından, köyden 60 erkek toplayıp (köyümüzün önde gelen kişileri), hepsini de tek tek hadım etmeye başla­dılar (anlatan ağlamaya başladı ve uzun süre anlatmaya devam edemedi).

Şafakta hepsinin çevresini sardılar, bağladılar ve dağın tepesinde topladı­lar. Biz, 12 kadın kaymakama başvurduk, rica ettik, yalvardık bize acıma­sı için. Üç kadın, “Bu çocuklar sana kurban olsun, yeter ki o adamlardan hiç değilse 30’unu serbest bırak”, diyerek kundaktaki çocuklarını kayma­kamın atının ayaklarının dibine bıraktı. Kaymakam ise, “Korkmayın, geri dönün, hepsini serbest bırakacağız”, diye cevapladı. Lâkin biz dinleme­dik ve arkalarından gittik. Az sonra, götürdüklerinden yaklaşık 30 kişiyi köye geri verdiler ve “Bunları köyünüze bahşediyoruz”, dediler. Kalan mahpusların arkasından gitmeye devam ettik. Kardeşim yürüyemiyordu. Hayaları şişmiş ve sarkmıştı, iki Türk ellerinden tutmuş götürüyordu. Kardeşim bize döndü ve “Korkmayın, yanımda çok altın var, bunlarla kurtulurum”, dedi ve altınları çıkartıp Kürt’ün avucuna doldurdu. Altını aldılar, fakat yine de götürdüler. Hepsini Yeğvan Vadisi’ne götürdüler. Orası yolun dışında olmasına rağmen, onları öldüreceklerine hâlâ inan­mıyorduk. Vadinin başına vardıklarında, oraya dizdiler, beyaz mendilli bir sopa [açtılar], salavat getirdiler ve hepsini bağlayarak ateş etmeye başladılar. Hayatta kalanları taşlarla öldürdüler, birkaçının da ağızlarım tutup yırttılar ve ardından koyun gibi boyunlarım kestiler. Öldürülenlerin içinde 20 yaşındaki oğlum Khalo, 18 yaşındaki oğlum Khurşud ve kocam Grigor da vardı…

Köye döndük. Köyde, saklanmış 400 kadar genç kalmıştı. Gizlendik­leri yerlerden çıktılar. Aynı gün Güzak, Surb Tadeos, Kababik, Pisti Güğ, Köşk ve Andzav gibi komşu köylerin insanları kadınları ve çocuklarıyla birlikte köyümüze doldu. Kürtlere ve hükümete karşı savaşmaya ve ar­tık köyümüze girmelerine müsaade etmemeye karar verdiler. Gümro’nun oğlu Hakob, Melo’nun oğlu Mesrop ve Korço’nun Mirzo’su köylülerin başına geçti. Bunların hepsi de partinin adamlarıydı. Köyün dört tarafında mevzilendiler. Kürtler ve Türkler köyümüze saldırdı. 20 gün savaştık ve hiç kimsenin köye girmesine izin vermedik. Fakat Türkler değirmenleri yıktılar ve suyu kestiler; açlık baş gösterdi. 8 gün boyunca açtık, fakat yine de dövüşüyorduk, ancak artık devam etmek imkânsızdı. Köylüler ne yapacaklarını danıştılar. Bir zamanlar müdürlük yapmış olan Mirakların Şapuh’u teslim olmayı öneriyordu, bir kısmı ise teslim olamayacağımızı öne sürüyordu. Geceleyin 30 kadar genç dağa kaçmak için köyden çıktı. Ovada, içlerinden 8’ini öldürürler, diğerleri kaçarak dağdaki mağaralara girer ve bir şekilde yaşar. Köyde kalanların hepsi kiliseye toplandı, papaz hepsine son kutsamayı verdi. Hava aydınlandığında Türkler köye üşüştü.

Kürtlerin liderleri Mamo’nun Omar’ı (Köşka’nın ağası) ve Amal Bey’di (Berkri Kale’deki Mahmat Bey’in oğlu), askerlerin önderi ise kayma­kamdı. Hepsi üşüştü, kilisenin dört tarafını tuttular; bizi toplayarak genç kızlar ve gelinler, yaşlılar ve erkekler olmak üzere üç kısma ayırdılar. Kızları ve gelinleri kendilerine aldılar (50 kişi kadardı), onlardan biri res olan kardeşimin kızıydı, adı Gülizar. Gönüllülerin gelmesinden sonra bu gelinler ve kızlardan kırk kadarı geri döndü, kalan 10 kişiye ne olduğu­nu bilmiyoruz. Fakat geri dönenlerin de, biri hariç, hepsi öldü. Kazar’ın kızı hâlâ sağdır ve gönüllü Arşak’ın eşidir (şimdi, Yerevan’m Gamarlu köyünde oturmaktadır).

Tüm erkekleri Manuk Efendi, Sahak Ağa ve Çıko’nun evine götürdü­ler. 20 yaşında genç bir delikanlı olan Şapuh’un oğlu kaçıp köyün yağhanesinde saklanmıştı. Etrafını kuşattılar ve yağhaneden çıkarak teslim olmasını söylediler, fakat çıkmadı. Ateş etmeye başladılar. Yağhaneden Kürtlere karşı çarpışıyordu, onlardan 10’unu öldürdü. Mermisi bitince yağhaneden çıktı ve koşmaya başladı. Pınarın başında tuttular, yanımıza getirdiler, karşımızda gözlerini çıkarttılar, sonra kollarını kesmeye baş­ladılar, ardından ayaklarını ve en sonunda da başını kestiler. Diğer er­kekleri getirdiler, hepsini de soydular, ardından kadınları çağırdılar ve her birini kocasının önüne dizdiler. Erkeklere, karılarının karşısında dans etmelerini emrettiler ve o sırada hepsini kurşunlamaya başladılar. Hiçbir erkek kurtulamadı; hepsi de katledildi. Biri kaçabildi, fakat Türklerden kurtulmak için kendisini su kuyusuna attı ve orada boğuldu. Tüm ceset­leri su kuyularına doldurdular. Papaza kadın elbiseleri giydirip kadınların arasına saklamıştık. Onu da aramızda buldular ve sakalından tutarak boy­nunu kestiler. Yaşlı kadınlardan bir kısmını da vurup kuyulara attılar. 800 gencimizden üç kişi kurtulmuştu. Biri, Dro’nun grubunda gönüllü olan Mado ve iki de başka adam vardı. Rus geldi ve onları da Berkri Kale’de astı. Böylece erkeklerimizin kökü kesildi. Onlar Berkri Kale’ye malla­rını aramaya gitmişlerdi, Türklerle çatışmaya girmişler. Kozaklar araya girmiş, ama bizimkiler, Kozak olduklarını bilmeden onlarla da çatışmış, sonunda, Kozaklara ateş etmiş olduklarından dolayı onları asmışlar.

Kadınların bir kısmını biçtiler (katlettiler), hayatta kalanlarımız dağa kaçtık. Hayatta kalma imkânımız yoktu; açlık çekiyorduk. Yanımda bulunan torunum Vazrik dağda açlıktan öldü. Kürtlerle birleşerek köyümü­ze saldırmış olan Yezidiler de dağda bize çok eziyet ediyorlardı. Birkaç gün sonra Yezidiler bize Rusların geldiğini, Berkri Kale yakınlarında gönüllüleri gördüklerini haber verdiler. Bu haber üzerine Pisti köyüne in­dik, gönüllüler bizi görünce, Berkri Kale’ye götürdüler, orada 8.000 can kadın vardı. Bizi yedirmeye ve korumaya başladılar, ardından da köyle­rimize yerleştirdiler. Dro’nun grubunda gönüllü olan köylümüz Mado, hepimizi toplayarak köyümüze getirdi. Köyümüzde 400 kadar kadın ve çocuk, 2 ihtiyar, bir de Mado toplandık.

Biz dağlara kaçarken, kadınlar çocukların büyük bir kısmını Şapuh’un evinde bırakmışlardı, 32 kişi kadar. Tüm bu çocukları köpekler parçalamıştı.

“Yezidiler gerçekten de katıldılar mı?”, soruma, “Yezidiler, Kürtlerle karışıktı. Yezidiler, gözümün önünde 6 kişi öldürdüler. Ama gönüllüler geldiğinde kendilerini bizimle dost olarak gösterdiler”, diye cevapladı.

EMA, fon 227, liste 1, dosya 473, yapraklar 27-30, orijinal, el yazısı.

Tarih ve Siyaset üzerine Yazılar ve Araştırmalar